KOZLUK

        

Kozluk, Batman ilinin en büyük ilçesidir. Muş Dağları'nın güney eteklerinde kurulmuş tarihi bir yerleşim merkezidir. Tarihi bir yerleşim birimi olan Kozluk'un eski adı Hazzo'dur. Kozluk'ta M.Ö. 8600-8000 yıllarına ait arkeolojik kalıntılar bulunmuş ve bu arkeolojik kalıntılar,    Diyarbakır arkeoloji müzesine taşınmıştır. İlçenin en eski yerleşim birimlerinden biri olan Hazzo'nun Kale mahallesinde ve civarında İbrahimbey Camii, Hıdırbey camii ve Kozluk kalesi gibi geçmişi günümüze taşıyan tarihi yapıtlar bulunmaktadır. Kozluk kalesinde yaşayan insanlar içme sularını 10 km uzaktaki Kandil kalesinden, açtıkları kanal vasıtasıyla temin ediyorlardı. Hazzo kalesi, Sasun Kalesi ve Kandil Kalesi'nin üçüncü saçayağı olarak inşa edilmiştir. Bu üç kale arasındaki koordinasyon sayesinde bölge yabancı güçler açısından işgal edilmesi oldukça güç ve zor olan bir alan haline gelmiştir.

     İlçe ile ilgili tarihi belgelere bakıldığında, Selçuklular dönemi öncesindeki bilgilerin kesinlik arz etmediği görülür. Bununla birlikte az sayıda da olsa yazılı tarihi kaynaklar eski adıyla Hazzo'nun, Selçukluların Anadolu'ya gelmeden evvel kurulduğunu belirtmektedir. Bitlis Beyi Şerefhan'ın kaleme aldığı "Şerefnâme"(18), Evliya Çelebi'nin "Seyahatnamesi" ve Kamus'ul Âlan adlı eserlerde, Hazzo beyleri ve yöre halkından söz edilmektedir.     Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Selahaddin SÖNMEZSOY; “Tarihte Kozluk” (19) adlı bildirisinde ilçe tarihi hakkında şu bilgileri vermektedir.

Cumhuriyet döneminde ilçeye verilen Kozluk ismi Türkçe bir kelime olup ceviz anlamına gelmektedir. Muhtemelen bölgede ceviz yetiştiğinden böyle bir isim tercih edilmiştir. Ayrıca Hazo-Sason adlarıyla anılan ve aynı mıntıkanın bir parçası olan şimdiki Sason ilçe merkezinin eski adının cevizi bol anlamına gelen “Kabilcevz” olması da böyle bir ihtimali desteklemektedir. İlçenin adı, tarihi kaynaklarda daha çok Hazo adıyla bilinmektedir.      Bunun yanında Hazzo, Hızzo, Hato, Hatto, Azu, Hezo gibi değişik kullanımları da bulunmaktadır. Bu farklılıklar, daha çok geçmişteki yazı ve değişik telaffuz şekillerinden kaynaklanmış olması mümkündür. Hazro şeklindeki kullanım ise yanlıştır. Çünkü Hazro, günümüzde de bu adı taşıyan Diyarbakır'a bağlı ve Hazo'dan başka olan bir ilçenin adıdır. Evliya Çelebi'ye göre Hazo kalesinin kuzeyindeki dağlara “Zo Dağı” deniyordu. Kale yapılmadan önce Karakoyunlulardan Kara Yusuf Han'ın “Kara Zo” kabilesi buradaki otlaklarda yaşadıkları için bu isim verilmiştir.    Sonra onların birikmesi sebebiyle bu yerde bir şehir meydana gelmiş ve adına “Şehr-i Zor” ya da “Hazo” kalesi denmiştir. Bu rivayet doğru kabul edilecek olursa, bu yerleşim yerinin Karakoyunlular döneminde, 14. yüzyıl sonları ile 15. yüzyıl başlarında ortaya çıkmış olması gerekir. Oysa Hazo'nun tarihi, milattan çok önceye, eskiye dayanmaktadır. Kalede bulunan oyma mezarlardan hareketle ve kalenin bölgede bulunan ve Asur döneminde inşa edilen kalelere benzerliğinden, yapının Asurlular zamanında inşa edildiği tahmin edilmektedir.1 Bundan başka, şehirde mezarlık yerler, olması gerekenden fazladır.    Nitekim şehirde, mezar bulunacağı hiç tahmin edilmeyen çarşı merkezinde bile yapılan hafriyat çalışmasında birçok mezara rastlanmıştır. Bütün bunlar, Hazo'nun tarihinin çok eskiye dayandığının önemli birer delili niteliğindedir. Bu durumda, kalenin kuzeyindeki dağlara sonradan “Zo Dağı” denmiş olabileceği gibi, ilçe adının önceden başka bir şey olup daha sonra “Hazo” olarak değişmiş olması da imkân dâhilindedir. “Zo” kelimesi ise yayla anlamına gelen zozan kelimesinin kısaltılmış şekli olabilir. Doğrusu Hazo isminin nereden geldiği konusunda henüz kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bu arada, Bitlis-Diyarbakır il sınırları arasında bulunan ve Kozluk-Sason ilçelerinin yer aldığı mıntıkanın batı kaynaklarında “Taron” veya “Daron” şeklinde adlandırıldığını belirtelim. Tarihi    Kozluk, doğu ile batının geçiş noktasında, Anadolu'nun doğu kapısında yer aldığı için çeşitli istilalara maruz kalmış ve sık sık el değiştirmiştir. Bundan dolayı Osmanlılara kadar ve özellikle İslam öncesinde istikrarlı bir tarihe sahip olamamıştır. İslamî dönemde bölge olarak zaman zaman Bizans'ın eline geçmiş ise de bu geçici olmuştur.   Sırası ile Dört Halife, Emevî, Abbâsî, Selçuklular, Eyyûbîler ve bazı beyliklerin elinde kalarak İslamî kimliğini devam ettirmiştir.   Osmanlı döneminde ise belli bir istikrara kavuşmuştur. Osmanlı öncesi dönemde karışık bir tablo sergileyen bölgede cereyan eden el değiştirme hadiseleri, kültürel varlıkların da belli bir seviyeye çıkmasına ve günümüze kadar sıhhatli bir şekilde intikaline engel teşkil etmiştir.

XVI-XVII. yüzyıllarda Diyarbekir eyaletinin idari taksimatına baktığımızda 1515 25 ve 1520 26 yıllarında Hazo ve Sason Diyarbakır'a bağlı birer liva olarak görülmektedir. 1768-1774 yıllarındaki idari taksimatta ikisi de görünmemektedirler. 1578-1588 yıllarındaki taksimatta Sason Diyarbakır'a bağlı görünüyor, Hazo ise görünmüyor. 1609 ve 1626-1637 tarihlerindeki idari taksimatta Hazo hükümet olarak yer alırken Sason görünmemektedir.30     Bu tarihlerde Hazo'nun, Sason'un da bağlı bulunduğu bir hükümet merkezi olduğu anlaşılmaktadır. 1821 ve 1823 yıllarındaki taksimatta ise Hazo Diyarbakır'a bağlı sancaklar arasında yer almaktadır. Diyarbakır eyaleti içerisinde olmakla beraber 1780 tarihinden sonra idari taksimatta adına rastlanmayan Hazo, 1823 yılında tekrar idari taksimat içerisinde hükümet olarak yer almaktadır. 1839 ve 1840 yıllarında Hazo ve Sason idari taksimatta yine görünmüyorlar. Çünkü Diyarbakır merkez sancağının idari taksimatında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Hazo ve Sason yerine Garzan Diyarbakır'a bağlı bir kaza olarak görülür. 15 Ocak 1840 tarihli bir belgede (vergi tevzi defteri) Hazo (Hato) kasaba, Sason da nahiye olarak Garzan kazasına bağlıdır.31 Anlaşıldığı kadarıyla Osmanlıların bölge ile ilgili ilk idari düzenlemesinde Sason ile birlikte Hazo'nun Diyarbekir'e bağlı birer liva (kaza) merkezi olduğu anlaşılıyor. 1609, 1626-1637 taksimatlarında ise Hazo hükümet statüsündedir. Bu dönemde hükümet statüsündeki sancakların, çağrıldığında devlete belli sayıda askerle iştirak etme mecburiyeti vardır. Fakat buralarda tahrir yapılmamaktadır.    Evliya Çelebi, Sultan Süleyman'ın Diyarbakır hakkındaki kanunnamesinden bahsederken buraya bağlı hükümetler için şöyle der: “Amid eyaletindeki hükümetler şunlardır: Cezire, Eğil, Genç, Palu, Hızo (Hazo). Bu beş hükümet serbest mir miranlık payesi ile hakimlerine verilir. Ama yine vezir ile sefere gitmek görevleridir.”

Evliya Çelebi daha sonra “Diyarbekir eyaletindeki ocak beylerinin ve hakimlerinin hasları şöyledir: Huzme (Hazo) mirlivası hassı… Ergani mirlivası, Mir-i Siverek…” diyerek devam eder. Ayrıca Diyarbekir eyaletinin askeri hakimleri arasında Hazo'yu da sayar.32 1655 yıllarında bölgeyi gezen büyük seyyah Evliya Çelebi o günkü Hazo hakkında, önce Karakoyunlulardan “Kara Zo” kabilesinin burada birikmesi sebebiyle bir şehirin meydana geldiğini söyledikten sonra şu bilgileri verir: “… Sonra Azerbaycan hakimi Uzun Hasan Şah bu kaleye sahip olmuştur. Daha sonra Timur Meyyafarkin kalesini yıkmaya gelirken, Hazo'yu da Bitlis Han'ı Abdal Han'ın ecdadından birisi imar edip sahip olmuştur. Sonra Selim Han Çıldır savaşından dönerken 920 senesinde Bitlis hakimi ona itaat edip kaleyi teslim etmiştir. Buranın idaresini, Selim Han kendi yazısı ile ve hükümet kaydıyla eyalet olarak yine hakimine ihsan etti. Süleyman Han'ın kaydından beri Diyarbekir eyaletindeki beş hükümetten biri olup, padişah tarafından beyine lakab olarak “Cenab” diye yazılır. Alay beyi ve çeribaşısı vardır. 150 akçelik yahşi kazadır. Bazı zaman ise pek yaman bir kaza olur. Zira Kürdistan'dır. Sipâh kethüda yeri, yeniçeri serdarı, müfti ve nakibi falan yoktur. Bütün idare hakiminin elindedir. Hatta kalesi, dizdar ve neferleri de hep hakiminin idaresindedir”. Hazo kalesinin şekli   Zo Dağı eteğinde, sarp bir kaya üzerinde, küçük bir kaledir. Çevresinin uzunluğu 1600 adımdır. Doğu tarafı yalçın kayalı, havaleli dağlardır. Kıble tarafı sahradır. Bu tarafa bakan bir Timur kapısı vardır. Yolu gayet sarptır. Aşağı varoşuna güçlükle inilir. Kale içinde bağsız, bahçesiz, hepsi toprak örtülü 150 adet ev vardır. Amma kalenin yarısını hakimi olan Murtaza Bey'in sarayı tutmuştur ki, kat kat odaları vardır. Bu hakim Murtaza Bey; Bitlis Han'ı Abdal Han'ın damadı, bir hanzâde, Cafer taraftarı, Hüseyin Baykara huylu, keremli bir kimse olup ahlaklı, yumuşak huylu, merd bir meydan eridir. Sarayında bir gece misafir olup, sohbetleri ile şereflendik. Sarayında su sarınçları bulunur. Kale içinde camii vardır. Diğer imaretler, hep aşağıdadır. Hazo kasabası   Kalenin kıble tarafı eteğinde genişçe bir arazidedir. Bin hanelidir. Henüz gelişmektedir. Evlerin hepsi toprak ile örtülüdür. Çarşı içinde camii ve Şeref hanı meşhurdur. Küçük, sıcak bir hamamı, üç adet de dükkanı vardır. Halen hakimi olan Murtaza Bey kâgir bir han yaptırmıştır ki, sanki sağlam bir kaledir. Kayalık bir yer olduğundan, bağ ve bahçeleri güzel değildir.    Halkı dinç ve güçlü kimseler olup, piyade ve süvarisi meşhurdur. Şeyhânî, makrâvî, kılıç vurmada, ok atmada eşsiz kavimdir. Gayet mütedeyyin, Şafiî mezhebine bağlı, imanlı ve Allah'ın birliğine inanmış erkek ve kadınlardır. Gerçi yayalarında Haltî, Çeknâvî ve Zibarî Kürtleri vardır. Amma, onlarla alış veriş yapmazlar.”33 1869-1870 Diyarbekir vilayet salnamesine göre ise, Siirt livasının dört kazasından biri Garzan'dır. Hazo, Garzan'a bağlı ve 18 köyü olan bir nahiyedir. 1876 yılında Siirt'e bağlı kasabalardan biri olan Hazo'da yapılan sayım sonuçlarına göre 252 gayr-i müslim, 188'i müslüman olmak üzere 540 kişilik bir nüfus vardır. 8 Cami-mescid, 56 dükkân, 6 değirmen vs. bulunmaktadır.34

   Burada verilen nüfus sayısı, genel malumat ve cami, dükkân ve değirmen sayılarına göre çok az görünüyor. Muhtemelen, ya yazımda yanlışlık veya sayımda eksilik var. 19. yüzyıl sonlarında, 1884 yılında Hazo, Bitlis vilayetinin 4 sancağından biri olan Siirt'e bağlı bir kaza olup 59 köyü bulunuyor.35 1890'lı yıllara ilişkin Vital Cünet'in verdiği bilgiye göre Hazo, yine Siirt sancağına bağlı yedi kazadan biridir ve 59 köye sahiptir. Aynı kişinin 1891'de verdiği bilgilere göre ise Hazo, 10 bin nüfuslu bir kazadır. Nüfusunun 5 binini Müslüman, 4 binini Ermeni Gregoryan, bin kadarı da Ermeni katoliktir.36 Kâmûsu'lA'lâm müellifi Şemseddin Sâmi, “Sason” maddesinde Sason'un Bitlis vilayeti, Muş sancağına bağlı olduğunu belirttikten sonra şu bilgileri verir: “… Merkezi olan Hato (Hazo) kasabası, ki vaktiyle 60 bin kadar ahaliyi cami bir şehir iken şimdi küçük bir kasabadır… Garib manzaraları vardır. Kazanın bir hayli mahallerinde âsâr-i atîka bulunur, “…Kaza, 119 karyeden mürekkeb olup 20101 ahalisi vardır ki, bu miktarın da 10370'i Müslüman, 8389'u Ermeni, 372'is Kıptî ve 970'i Yezididir.”37    Cumhuriyet dönemi: Cumhuriyet döneminde Hazo, başta Muş'a, sonra Siirt'e bağlanan Sason ilçesi sınırları dahilinde merkezi bir nahiye idi. 1 Haziran 1938 tarihinde ise Siirt iline bağlı olarak, önceden olduğu gibi ilçe statüsüne kavuşmuştur. Adı da Kozluk olarak değiştirilmiştir. Kozluk aynı tarihte Belediye Teşkilatına kavuşmuştur. 16 Mayıs 1990 tarihinde Batman'ın il olmasıyla buraya bağlanan en büyük ilçe olmuştur.