GERCÜŞ

 

    Gercüş yöresindeki yerleşim yerlerine bakıldığında, genellikle ya kurucusunun ya yörede hüküm süren devletlerin hükümdarları ile ordu komutanlarının ya da yakınlarında bulunan ırmak, dağ vb. coğrafi yerleri isim olarak almışlardır. Gercüş'ün de ismini bu şekilde almış olma olasılığı fazladır. Gercüş isminin menşei konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bu konu ile ilgili ulaşılabilinen tek yazılı kaynak tarihte”Şügrin”,”Selha” olarak geçen, bu gün Midyat'a bağlı bir köy olan Barış tepede bulunan “Yakup Manastırı Tarihi” adlı kitaptır. Yakup Manastırı Tarihine göre: M.S.400 Yıllarında Şügrin yöneticisi olan “KEFERGEVSON”un bazı insanları öldürmek istemesiyle halkta oluşan tepki sonucu Şügrin'i terk etmek (kovulmak) zorunda kalıp, bu günkü Gercüş'ün bulunduğu yere gelerek yerleştiğidir. Gercüş isminin Kafergevson'dan geldiği diğer rivayetlere göre daha ağır basmaktadır. Çünkü en azından bir yazılı kaynağa ve bu gün kullanılan ismiyle benzerlik göstermektedir. Gercüş isminin menşei üzerinde diğer bir rivayet ise”KEFERCEVS”tir.”KEFER” yer, “CEVS”;ceviz anlamında kullanılmış olup ceviz beldesi, cevizin yetiştiği yer anlamında kullanılmış olup ceviz beldesi, cevizin yetiştiği yer anlamında kullanılmaktadır. Bu rivayetle ilgili yazılı belge olmadığından doğrulamak ya da yalanlamak pek mümkün değildir. Bu fikir de halk arasında dillendirilmektedir.   

Bu görüşe destekleyen bir anlatım da Kercews isminin GER CEWS'den geldiğidir. Gır =Tepe CEWS(Cuz)= Ceviz anlamına gelmektedir. Bu da Ceviztepesi veya cevizli tepe manasına gelir ki Gercews buna yakın bulunmaktadır.   Sonuç olarak ister Cevizli yer manasındaki Kefercews'ten gelmiş olsun ister Ceviz tepesi veya büyük ceviz manasındaki Gercews'ten gelsin yörenin ceviziyle ünlü olduğu anlaşılıyor. Gercüş isminin menşei konusu çoğu ansiklopedi ve broşürde ise “ŞAHMAR” olarak geçer. ŞAH hükümdar, yöneten anlamında,”MAR”, yılan anlamında kullanılmaktadır. Buna göre “ŞAHMAR” yılanların hükümdarı, kralı anlamına gelir. ”ŞAHMAR” Gercüş'te yaşayan yılan efsanesinden gelmektedir.

Gercüş'ün tarihi incelenirken bölgenin tarihi içerisinde ele almak ve değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla yörede var olan uygarlıkların tarihsel gelişim süreci içerisine Gercüş ilçesini de koyup değerlendirmek mümkündür.   Gercüş Ovası, iklim, coğrafi konum, tarım ve su açısından insanlara bahşettiği nimetler sayesinde medeniyetin ilk temellerinin atıldığı yerlerden biridir. Gercüş'ün ne zaman inşa edildiği bilinmiyorsa da çevresindeki yerleşim yerlerinin tarihi M.Ö.7000 yıllarına kadar gider. Yakup Manastırı Tarihine göre Kefergevson'un M.S.400 yıllarında Gercüş'e yerleştiği söylense de Gercüş'ün bu tarihten önce yerleşim yeri olarak kullanıldığı çevresindeki mağara ve alt geçitlerle sabittir. Bazı rivayetlere göre Gercüş'ün ilk kurulduğu yer M.Ö. 3000 yıllarında kurulan Gıre Tılhabate'dir.Gire Tılhabate'nin yanında Gercüş Ovasında kurulan diğer yerleşim yerlerine bakıldığında: Hisar kasabasının Güneyinde yer alan Höyük M.Ö.7000 yıllarında, Şarişe (Şerşe) M.Ö. 3000 yıllarında kurulmuştur. Ayrıca Kantardaki kaya resimleri Antalya Beldibindeki mağara resimleriyle benzerlik göstermektedir. Antalya Beldibi'nin Kabataş Devrinden (M.Ö.10000–8000) kaldığı göz önünde tutulursa, bu kaya resimlerinin de Kabataş Devrinden kaldığı söylemek mümkündür.Gercüş'ün de içinde bulunduğu bölgeye ilişkin tarih öncesi döneme ait bilinen tek şey Hurrilerin M.Ö.3000 yıllarından başlayarak yerleşmiş olduğudur. Hurri anayurdu, en geniş sınırlarıyla Fırat'ın kolu olan Habur Çayı ile Asi Irmakları arasıydı.    Hurrilerin M.Ö.3000 yıllarının sonlarında Subara Boylarını da egemenlikleri altına alarak Kuzey Mezopotamya, Halep ve Suriye'ye yayıldıkları M.Ö.13. yüzyıla ait Asur kaynaklarında Nairi ülkelerinin batı bölümünde gösterilmiştir. M.Ö.7. yüzyıldan kalma Asur kaynaklarında da yöreden Şupriya adıyla söz edilir.M.Ö.1240 yıllarından itibaren bölgeye egemen olan Asur devleti, Gercüş'ün de içinde bulunduğu yöreye M.Ö.744 yılında üstünlük kurdu.(Gercüş Ovasında yer alan Zorravaya adıl yörede bulunan Asurlara ait mühür ve tablet Mardin Müzesinde sergilenmektedir.) Asurlar devleti, III. Salmanasar zamanında genişleme olanağı buldu. Kuzey ve Güney Mezopotamya, Suriye ve Filistin'e kadar yayılan Asur devleti tamamıyla yıkılınca Med'ler bölgeye tam anlamıyla egemen oldu. Orta Anadolu'ya kadar yayılmış olan Med Devletinin egemenliğine Pers Devleti son verdi.Pers İmparatoru I. Daraios döneminde (522–485) yapılan yönetsel bölünmeyle imparatorluk, merkeziyetçi bir yapıya dönüştü. Bu bölünmeye göre İmparatorluk 23 Büyük Satraplığa (Askeri Valiliğe) ayrılırken, Gercüş'ün de içinde bulunduğu Yöre Büyük Satraplığa bağlandı. Bu Satraplığın sınırları Batıda Kilikya'dan, Doğudan Habur ırmağına, Kuzeyden Aras Satraplığına ve Güneyden Mısıra dek uzanıyordu. Bölgeye hâkim olan Büyük İskender'den sonra bölge toprakları için Roma ve Part'lar karşı karşıya geldi.M.S. 63 yılında Romalıların bölgede hâkimiyeti sağlayarak Part egemenliğine son verdikleri görülür. Roma İmparatorluğu,     II. Yüzyılın sonlarında İran yaylasından gelen sasani askeri güçleri ile sık sık savaşmak zorunda kaldı. İki imparatorluk arasında yapılan mücadeleler sırasında bölge iki güç arasında sürekli el değiştirdi. Bölge, Roma dünyasının 395 tarihinde ikiye bölünmesiyle Bizans olarak tarihe geçen Doğu Roma İmparatorluğu'nun sınırları içinde kaldı. Bizans – Sasani mücadelesine sahne olan bölge, 7. yüzyılın ikinci çeyreğinin sonlarında bu kez başka güçleri misafir etti: Arap – İslam Kuvvetleri.Halife Hz. Ömer döneminde (634 – 644) bölgede başlayan İslam egemenliği dört halife dönemini izleyen Emeviler döneminde de devam etti. 750 yıllarında yıkılan, Emevi saltanatından sonra Abbasi ve onlardan sonra Hamdanilerin egemenliği başladı. Hamdanilerin kendi aralarındaki hâkimiyet mücadelesinden faydalanan Mervaniler (990 – 1096) bölgede egemenlik kurdular.

    Mervanilerin bölgeye hâkim olduğu sıralarda, Malazgirt'te Bizans ordusu yenilmiş ve bu yenilgi Mervani'leri de etkilemiştir. Bu durumdan sonra Türkler Anadolu'da büyük toprak parçaları ele geçirmeye başladılar. Selçuklu Devleti gücünün zirvesindeyken Mervaniler eski güçlerini yitirmişlerdi. Bu durumdan faydalanan Selçuklular, Mervanilerin egemenliğine son verdiler. Böylece Gercüş Selçukluların egemenliğine geçti. 1071 Malazgirt savaşına katılan, Anadolu'da büyük toprak parçaları alınmasında ve Mervani egemenliğine son verilmesinde büyük rol oynayan Artuk Beyi, Fahr üd Devlenin Melihşah'a şikâyet etmesi sonucu sultan ile arası bozuldu. Sultanla arası bozulan Artuk Bey, Suriye Selçuklu sultanı Tutuş'un hizmetine girdi. Tutuşun emrindeyken yaptığı hizmetler karşılığında kendisine Kudis valiliği verildi.    Artuk Beyin, 1091 yılında ölmesiyle birlikte yerine oğulları geçti. Artuk Beyin oğlu Sökmen Suriye Selçuklularının adına Hasankeyfe egemenlik kuran Musa'nın öldürülmesi ile Hasankeyf'i ele geçirdi. Böylece Hasankeyf'e Artuklu Devletinin temelleri atılmış oldu. (1101 – 1132). Hasankeyf dışında Mardinde (1108 – 1408), Harput'ta (1185 – 1233) yılları arasında Artuklular Hüküm sürmüşlerdir. Suriye, Mısır ve Yemende güçlü bir devlet kuran Eyübiler, gerek Mardin gerekse Hasankeyf Artukluları ile ilişki içerisinde olmuşlardır. 1232 yılında Eyübiler tarafından ortadan kaldırılan Hasankeyf Artukluları tarihçesinden silinmiş, olanların yerine Hasankeyf'te Eyübiler dönemi başlamıştır.Moğolların doğuyu istila etmesiyle bölgede Moğol – İlhanlı egemenliğini görmek mümkündür. Timur'un kazandığı başarılar bölgedeki devletleri Timur'un egemenliğini kabul etmeğe zorladı. Timur'dan sonra bölgenin hâkimiyeti için Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Eyübi Devletinin mücadelesi baş gösterdi. İran yaylasında güçlü bir devlet kuran Safeviler XVI. yüzyılın başlarında bölgeye hâkim oldular. Sefavilerin doğu'daki faaliyetlerinden rahatsız olan Osmanlı Devleti doğu ile ilgilenmeye başladı. Anadolu'nun doğu toprakları için Sefavi – Osmanlı mücadelesi başladı 1514 yılında Çaldıran savaşında Sefavi güçlerini yenip Amasya'ya dönen Yavuz Sultan Selim, İdrisi Bitlisiyi doğu Anadolu halkını Şah İsmail'e karşı ayaklandırmakla görevlendirdi. İdris-i Bitlisinin faaliyetleri sonucu halk Sefavilere karşı direnç gösterdi. 1517 yılında Sefavilerin egemenliği bitirilince bölgede Osmanlı Devleti dönemi başladı.    

XIX. yüzyılın başlarında Diyarbakır'ın, Mardin sancağına bağlı Midyat kazasının bir nahiyesi olan Gercüş, 30 Mayıs 1926 yılında ilçe statüsünü kazanarak Mardin iline bağlandı. İlçe 1926 yılında Belediye teşkilatına da sahip olmuştur. 16 Mayıs 1990 tarihine kadar Mardin iline bağlı bir ilçe olan Gercüş, bu tarihte bakanlar kurulunun aldığı kararla yeni bir il statüsü kazanan Batman'a bağlanmıştır. İlçeye bağlı Hisar, Arıca, Kırkat ve Yamanlar gibi tarihi M.Ö. ye dayanan yerleşim yerleri mevcuttur. Gercüş ilçesi, Mardin-Midyat eşiği denilen 1100-1200 m. yükseklikteki dağların kuzey eteğinde, etrafı dağlarla çevrili 850 rakımlı bir platoda kuruludur. Güneyinde Midyat, kuzeyinde Hasankeyf, doğusunda Dargeçit, batısında Savur ve Bismil ilçeleri ile çevrilidir. İlçe merkezi, Batman iline 59 km mesafededir. Yüzölçümü 830 km2'dir. Nüfus yoğunluğu km2 ye 26 kişidir. Ortalama sıcaklığı 20 C dir. Yaz aylarında sıcaklık 37–40 C ye kadar çıkar. Kış sıcaklıkları ise 2–6 C arasında değişmektedir. İlçede karasal iklim hüküm sürmektedir.